ANA SAYFA
EKONOMİ SİYASET GÜNCEL DÜNYA MAGAZİN KÜLTÜR SANAT SPOR SAĞLIK SÖYLEŞİ POLİTİKA RADARI
Son Dakika : [ - Gazze'de 12 Saatlik Ateşkes İlan Edildi      - Bölgede İlk Kez Laparoskopik Ameliyat Yapıldı      - Türk-İş Genel Başkanı Atalay: "301 İşçi Ölmeseydi Bu Yasaları Çıkartamazdık"      - Fuhuş Tuzağı Davasında Ceza Yağdı!       ] Tarih :
TEPEDE KURULAN ŞEHİR AKROPOLİS / 7/29/2014 BELEDİYELERİ ELEKTRİK ÇARPTI / 7/29/2014 HALİL AVCI'DAN ÜÇ CAN ALICI SORU / 7/29/2014 BAŞKAN FİKRET YENİ:  LİDERİME VE ŞAHSIMA HAKARET ETTİRMEM / 7/29/2014
KÜNYEMİZ
   E-gazete

   HAVA DURUMU
ADANA
   PİYASA
Alış satış
USD 2.0919 2.0956
EUR 2.8135 2.8185
   E- BÜLTEN
 
  AKTİF ZİYARETÇİ
Aktif Ziyaretçi : 623
Bugün Gelen:2471
Toplam Ziyaret :7671390
   FAYDALI ADRESLER
ENDÜLÜSTE İSLAM SANATI

Yazan: Fatoş Tekbaş

İslam Sanatı, bir tarafta mimari ile cami ve medreselerin tezyin edilişi, diğer tarafta Kuran’ın sade ve çok güzel şekilde tilâveti şeklinde iki kısmı kapsamaktadır.
İslam mimarisinde çeşitli etkilenmeler sonucu farklı tarzlar mevcuttur. Medine Mescidi’nin basitliğine karşın, Emevi dönemi yapılarında Bizans etkileri (Şam’daki Büyük Emevi Camii ve Kudüs’teki Kubbetüssahra), Abbasi dönemi yapılarında İran etkileri (Bağdat’taki kaybolan yapılar ve Kahire’deki Tolunoğlu Camii) hakim olmuşken, Fâtımî mimarisinde hem Emevî hem İran ve hem de Tolunoğlu etkilerini birarada görmek mümkündür (Büyük el-Ezher Camii ve Külliyesi) buna örnek gösterilebilir.
Geniş etkileşimle oluşan diğer iki mimari örneği de Selçuklu ve Memluk sanatı yapılarıdır.
Mağrib-i Aksâ’da (Uç-Batı) yani Mağrib ve Endülüs’te ise, Doğu-İspanyol-Mağribî tarzının ağırbaşlı âhengi boyverdi. Her yanı saran süslemeleriyle bu sanat, İslam sanatının en güzel örneklerinden biridir ve ilhamını aldığı ruhun en karakteristik örneğidir. Müslüman ve Hıristiyan mimarlar-sanatkârlar bu sanatı oluşturmak için birlikte çalıştılar. Mağribî, Bizans ve Avrupa etkileri Doğu geleneklerine karışarak neredeyse eşsiz şaheserler meydana getirdi.
Kurtuba (Cordoba) Ulucamii (II.-III./VIII.-IX.yy.),Tlemsen Camii (VI./XII.yy.), Merâkeş’te Kütübiye Camii, (VI./XII.yy.),İşbiliye’de (Sevilla) Giralda Camii, (VI./XII.yy.),Fas (Fez) Medreseleri.
Camilerin Süslenmesi, İslam dininin 1 olan Allah’a gereği gibi ibadet edebilmek ve en küçük bir put temsiline meydan vermemek için insan ve hayvan şekillerini resmeden tabloları ve daha hassas şekilde heykeli haram kıldığı gerçeği dikkate alınarak yapılmıştır. Bu yüzden, dekoratif sanatlar zaferini çiçek motiflerini çarpıcı ve karmaşık geometrik çizgiler içinde eriterek kazındı ve bu çizgiler Arap harflerinin hârikulâde hattıyla desteklendi.
Bu sanatta, hemen herşeyde olduğu gibi, Mağrib ve Endülüs daha kesin ve net kurallar gözetti. Belki de rölyef manzumesinde böyle bir mükemmelliğe ulaşmasının nedeni buydu.
Bu mimari ve dekoratif sanat, cami ve diğer dini yapılardan dinî olmayan yapılara kadar yayıldı. Dindışı yapılarda herşeye rağmen temsil ve heykel kullanımı olmuştur. Örnek, Meşetta’daki Emevi sarayındaki hayvan tasvirli duvar tezyinatı ve Gırnata’daki (Granada) Elhamrâ Sarayı’nın Aslanlı Avlu’su. Bir bütün olarak Elhamrâ, ibadet mahalleriyle olduğu gibi yönetici saraylarıyla da İslam dünya görüşünün etkili bir şahidi olarak durmaktadır.
Minyatür, camilerde süsleme sanatı olarak kullanılmadığı ve üç boyutlu olarak çizilmediği sürece Doğu’da da kabul gördü.
El Sanatları,Halı Dokumacılığı, Pahalı İpek ve Brokar Süslemeciliği gibileri, her ne kadar tavizsiz fakîhlerce yasaklanmışsa da, zevk ve lükse düşkünlüğün ağır bastığı bir hayat tarzıyla birlikte varlığını sürdürdü.
Mûsikî (Mağrib’te mûsîkâ), Bağdat’ta Abbasi saraylarında yetişen müzik ustası Ziryab’ın Endülüs’e geçmesi ve orada Endülüs Emevî hükümdarlarınca büyük bir teveccühle kabul görmesi sayesinde Doğu ile Batı’nın karşılaşması meydana gelmiş ve sonuçta özgün Endülüs Müziği doğmuştur.

Endülüs İslam Sanatı, zengin ve güçlü bir kültürel altyapıya oturmaktadır.
Endülüs İslam Sanatının bilinen en önemli temsilcileri, az sayıda olmalarına rağmen, mimari eserlerdir. Mimari, kendine has bir ustalık ve ince zevkin bir ürünü olan binalarıyla hem yazı hem plastik sanatlar hem de seramik gibi sanat kolları açısından ana kaynaktır ve seçkin bir yere sahiptir.
Dekoratif dil, Bağdat ve Samerra örneklerinin bir devamı gibidir.
Mimari eserlerden sonra sırayı fildişi, ahşap oyma ve seramik almaktadır. Bu eserler, çok sınırlı sayıda olmalarına rağmen, üstün nitelik ve mükemmellikleriyle sanatçılarının ustalığı kadar, yaptıranların da zevk, görgü ve sanata karşı olan sevgilerini ve koruyucu özelliklerini yansıtmaktadır.
İslamî dönemdeki iç çekişmeler sırasında ve İspanyolların ülkeyi tekrar ele geçirmeleri sürecinde maruz kaldıkları saldırıların, doğal ya da bilinçli tahribatların etkisiyle pekçoğu ortadan kaybolmuş olan mimari eserlerin bugüne gelebilen sınırlı sayıdaki örneği, İslam Sanatının Avrupa’daki zerâfet mümessilleri olarak varlıklarını devam ettirmekte ve artık özenle korunmaktadırlar.
Endülüs, bütün İslam âlemiyle paylaştığı ortak özelliklerin yanında kendine has bir üslubun da sahibi olmuştur. Yani, tam anlamıyla orijinal bir sentezin ürünüdür. Bunda, İslam âleminin en uzak ucunda bulunması kadar, Avrupa’daki Hıristiyan âlemiyle sürekli temas halinde olmasının ve yerli halkla içiçe yaşamanın verdiği hoşgörüye dayalı değişik bir ruh hali taşımasının tesiri büyüktür.
Başlangıçta “kaçakların yurdu” sayılan Endülüs, sadece Abbasî ve Fâtımî tasallutundan kurtulmak isteyen siyaset adamlarının değil, aynı zamanda rahat çalışma ortamı arayan ilim adamları ve sanatkârların da sığınağı, hatta ödüllendirildikleri bir cennet haline gelmiştir.
Kültürel ve siyasi bakımdan Hıristiyan tebaaya karşı takındıkları hoşgörüyü dini bakımdan da büyük ölçüde sürdürmeye çalışan Endülüslü hükümdarların yaptırdıkları sanat eserleri, İslam ülkelerinde olduğu kadar Hıristiyan ülkelerde de büyük övgüye mazhar olmuştur.
Endülüs Sanatını Endülüs’ün sahip olduğu siyasi-kültürel dönemlere göre tasnif ederek 4 dönemde ele almak gerekir. Bu dönemler, eserlerde görülen farklılıklarla birbirinden ayrılmaktadır.
***
1. Emevi Sanatı (756-1031)İspanya’daki Müslüman kimliğinin en görkemli eserlerinin meydana getirildiği dönemdir. Ümeyyeoğulları soyundan gelen hükümdarların güç ve zenginliklerine paralel olarak, ortaya konan sanat eserleri de büyük bir ihtişamı aksettirmektedir. Bu devrin sanatı ile Emevi sülalesinin ata memleketi olan Şam arasında bağlantı varsa da, Endülüs’ün sanatı tamamen kendine has özelliklere sahiptir ve Şamlılarınkinden farklıdır. İspanya’nın geçmişinden gelen mirası da özümseyen bu sanat, yeni bir anlayışın ifadesidir. Emeviler’den İslam dünyasının yönetimini ele geçiren Abbasiler’in sanatı da Endülüs Emevilerininkinden farklıdır. Hatta, her iki taraf da siyasi bir bilinçle bu farklılığı oluşturmuşlardır. Çünkü, siyaseten birbirlerine rakip ve düşmandırlar. Özellikle halifeliğin üstlenilmesinden sonra Endülüs İslam Sanatı, güç ve zenginliklerini İslam âlemine göstermek isteyen hükümdarların sözcüsü niteliğine bürünmüştür. Emevi Devrinin İspanya’da bıraktığı en önemli ve en ünlü bina, hiç şüphesiz bütün dünya camileri içinde de müstesna bir yere sahip olan Kurtuba Ulucâmii’dir (el-Mescidü’l-Kebîr).
Emevi mimarisinin günümüze ulaşan sınırlı örnekleri içerisinde yer alan bir diğer cami, Tuleytula’daki Bâbü Merdüm Câmii’dir. 1000 Yıllarında yapılmıştır. Kurtuba Ulucamii’nin devasa boyutları ve ihtişamından çok uzaktır.
Emevi hanedanı tarafından yaptırılan sarayların çoğunun izi kalmamıştır. Bunlar hakkında ancak edebi-tarihi eserlerden bilgi edinmek mümkündür. Bu sarayların ihtişamını az da olsa yansıtabilecek başlıca örnek, Medînetüzzehrâ’daki saraydır.
Harabe halinde günümüze gelen eserin restorasyonu yapılmaktadır. 936 Yılında III. Abdurrahman tarafından yaptırılan bu saray, adını hükümdarın gözde hanımı Zehrâ’dan alır. Sarayın mevkii, Kurtuba’nın kuzeybatısındaki Vâdîlkebîr (Guadalquivir) nehrine bakmaktadır. Kulelerle takviye edilmiş surlarla çevrili olup, erken Müslüman saray mimarisinin genel özelliklerini taşır. Üç seviyeli bir şemaya göre düzenlenen kompleksin en üstünde halifenin sarayı, aşağılarda ise devlet daireleri ile köşkler yer almaktadır. Daha çok mermer ve alçı kullanılarak yapılan tezyinatta mozaiklere de geniş yer verilmiştir. Saray ve müştemilatı 1013 yılında çıkan bir isyanda tahrip edilmiştir.
Medînetüzzehrâ’daki saray kadar muhteşem olduğu tahmin edilen diğer bir saray da Medînetüzzâhire’de Hâcib el-Mansûr İbn Ebî Âmir’in sarayıdır. Bu da Kurtuba dışındadır. İsyanlar sırasında tahrip edilen bu saraydan günümüze yalnızca su kanalları kalmıştır.
Rusâfe Sarayı da Emevi saraylarındandır. 784 Yılında I. Abdurrahman tarafından yaptırılmıştır. Vâdîlkebîr kıyısında bulunan sarayın bahçeler içinde yer alan köşklerle değişik yapı birimlerinden meydana geldiği bilinmektedir.
Endülüs Emevileri, içinde bulundukları ağır askeri-siyasi şartlara bağlı olarak, askeri yapılara da ağırlık vermişlerdir. Bunların başında kaleler gelir. Emevi kaleleri, sonraki Müslüman ve Hıristiyan dönemlerde de itinayla korunmuş ve kullanılmışlardır. Bunlar hakkında fikir verebilecek en önemli örneklerden biri, II. Abdurrahman tarafından yaptırılan Mâride Kalesidir. 835 Yılında tamamlanmıştır. İşgalden sonra tamir edilerek Santiago Şövalyelerince de kullanılmıştır. Ana yönlere göre düzenlenmiş planıyla kalenin kalın duvarları dikdörtgen kulelerle ve payandalarla desteklenmiştir. Yapımında ana malzeme olarak kesme taşlar, ayrıca Vizigot ve Roma kökenli devşirme malzeme de kullanılmıştır. Kalenin içinde yer altında bulunan bir hazne ile ona ulaşan üzeri kemerle örtülü iki paralel rampadan müteşekkil sarnıç vardır.
Emeviler, Şam’daki ataları gibi dinî binalarda daha çok bitki, diğer binalarda ise insan ve hayvan tasvirlerine yer vermişlerdir. Fakat, bu örneklerin çoğu bugüne ulaşmamıştır. Dinî resimlerin büyük kısmı Kurtuba Ulucamii içinde yer alırken, diğer örnekler saraylarda bulunmaktaydı. Mozaikler, Bizans tesirini yansıtmakla birlikte tezyinî nitelikler ve kullanılan motifler itibarıyla İslam geleneğine bağlı olup, özellikle altın yaldız zemin üzerinde yer alan bitki motifleri Endülüs Emevi zevkini yansıtmaktadır.
Az olmakla birlikte heykele de raslanmaktadır. Mermer ve alçı kabartmalar dinî-sivil mimarinin dekoratif elemeanları arasında yaygın biçimde yer alırken, taş ve maden gibi çeşitli maddelerden yapılmış olan heykeller sadece sivil mimaride (saraylarda) kullanılmıştır.
GELECEKSAYIDA ENDÜLÜSTE İSLAM SANATI (II)
 


Haber Tarihi : 10/30/2013

Okunma Sayısı : 413


 HABERE AİT YORUMLAR

  YAZARLAR
Fatoş TEKBAŞ Fatoş TEKBAŞ
YA SONRA...
Fatih TEKBAŞ Fatih TEKBAŞ
BÜTÜN DİNLERDE ORTAK İBADET: ORUÇ
Prof.Dr. İbrahim ORTAŞ Prof.Dr. İbrahim ORTAŞ
YÖK YASASINDA DEĞİŞİKLİK
Nihat KAŞIKÇI Nihat KAŞIKÇI
AĞLAMAYIN; SONUÇLARINA KATLANACAKSINIZ
Doğan KUŞMAN Doğan KUŞMAN
KADİR GECESİ İNSAN NASIL KURTULUŞA ULAŞTIRIR;
YUMOŞ ve MİNİK yazıyor YUMOŞ ve MİNİK yazıyor
İSLAM’IN HAYVANLAR ALEMİNE BAKIŞI
Murat DORUK Murat DORUK
ÇADIR
Tolga ÇAĞLAR Tolga ÇAĞLAR
SİNEKLİ CENNET
 
  FOTOĞRAF GALERİSİ
Tüm Hakları Saklıdır.